Ne çok şey öğrettin sevgili

Kaç gün oldu seni görmeyeli sevgili. Bilemem kaç gün oldu sana sarılmamayı, ellerini tutup okşamamayı, başımı göğsüne koyup kalp atışlarını dinlememeyi, gülüşünden öpmemeyi… bilmem daha ne kadar zaman geçecek. 

Seninle öğreniyorum her şeyi sevmeyi, sevilmeyi, mutluluğu, sabretmeyi, güvenmeyi… Ne güzel şeysin sen sevgili başıma gelen en huzur verici şeysin. 

Seni özlüyorum hemde çok özlüyorum ama korkmuyorum artık sana kendime çok güveniyorum, aşkın gücünü öğrettin bana, mesafelere rağmen sevmeyi sevilmeyi öğrettin. Ah sevgili ne çok şey öğrettin bana umarım sensizliği öğretmezsin…

Sabahattin Ali

Bende hiç tükenmez bir hayat vardı

Kırlara yayılan ilkbahar gibi
Kalbim hiç durmadan hızla çarpardı
Göğsümün içinde ateş var gibi

Bazı nur içinde, bazı sisteyim
Bazı beni seven bir göğüsteyim
Kah el üstündeydim, kah hapisteydim
Her yere sokulan bir rüzgar gibi

Aşkım iki günlük iptilalardı
Hayatım tükenmez maceralardı
İçimde binlerce istekler vardı
Bir şair, yahut bir hükümdar gibi

Hissedince sana vurulduğumu
Anladım ne kadar yorulduğumu
Sakinleştiğimi, durulduğumu
Denize dökülen bir pınar gibi

Şimdi şiir bence senin yüzündür
Şimdi benim tahtım senin dizindir
Sevgilim, saadet ikimizindir
Göklerden gelen bir yadigar gibi

Sözün şiirlerin mükemmelidir
Senden başkasını seven delidir
Yüzün çiçeklerin en güzelidir
Gözlerin bilinmez bir diyar gibi

Başını göğsüme sakla sevgilim
Güzel saçlarında dolaşsın elim
Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim
Sevişen yaramaz çocuklar gibi

Bizim yolumuz çizilmiş çırpınışlarım gereksiz…

Bir nefes kadar yakınsın bana, bir o kadarda uzak. Karşında suskun oluyorum, gözlerim dolu ve çok kızgın çok kırgın, konuşamıyorum bir türlü, konuşsam ne çare sen aldın başını gidiyorsun, bağırıp çağırsam ne fayda tıkalı kulakların beni duymaz. Bizim yolumuz çizilmiş, çırpınışlarım gereksiz… Ey sevgili hiç mi anlamıcaksın, seni severken yorgun düştüm, dil dökmekten bitap düştüm, aklımı, kalbimi, bedenimi sana adadım. Artık ne duyar ne görürüm; ne konuşur ne anlarım… Beni sensizlikle cezalandırma, ben zaten en ağır cezayı yaşıyorum…

Biraz kendin ol.

Biraz kendin ol. Biraz kendini yaşa. Yeryüzünde milyonlarca insan var evet hepsini taklit edemezsin. Hiçbir zaman onlar gibi olamayacaksın, olmada! Taklitçi insan; ne çirkin, ne samimiyetsiz, ne itici görmüyor musun? 
Tekrar söylüyorum; Sen onlar gibi olamazsın! Herkesin kusurları vardır. Evet senin de var, onlarında gizlediği binlerce kusurları var. Sen “SEN” olduğun için güzelsin! Mükemmel olmak zorunda değilsin. Kimse mükemmel olamaz. Senin de fikirlerin-düşüncelerin var onları taklit etme! Mükemmel olmak için araştırmalar yapmayı bırak, nefesin bitene kadar kusurların seninle olacak. Seni sen yapan onlar değil mi? Ne çok yorucudur birilerini taklit etmek oysa sen kendin olduğun zaman nasıl da eğleniyorsundur. Kimseye kendini ispatlamana gerek yok. Kimsenin umarunda olmanada gerek yok. 
Lütfen oku bu cümlelerimi ve aynanın karşısına geç, cesaretini toplayıp kocaman gülümse ve şunları söyle; Ben “kendim” olduğum için MÜKEMMELİM. Kimsenin beni beğenmesine ihtiyaçım yok, kendimi SEVİYORUM, benliğimle GURUR duyuyorum ve yeryüzünde gülümsemek en çok bana yakışıyor.

İlk dokunuştu

Bugün ilk dokunuştu… Yıllardır uzaktan izlediğim adam bugün yanı başımdaydı… Gözlerime bakıp gülümsüyordu, nefesini duyabiliyordum… Bana yaklaştığı her saniye bütün hücrelerim uyanıyor gibiydi. Bu tarifsiz bir duygu; sanki ayaklarım yerden kesilmiş gibi evet evet gökyüzünde süzülüyor gibiydim… Kafam cümlelerimden daha karışık bugün. 

Karşımda konuşurken sanki duymuyordum onu. İlk defa bu kadar yakındı bana, bütün yüz hatlarını ezberlemeye çalışıyordum. Ah mimikleri konuşmasına adeta aheng tutuyor. muhteşem bir gösteri bu… 

Evet bugün ilk dokunuştu, bu dokunuş sadece tokalaşma, sıradan bir şey olsa bile benim için çok değerli. Aynı masada olmak, onun sesini yakında duymak bile harika bir şeydi…